Avustralya romanında doğanın ötekileştirilmesi: Kate Grenville'in The Secret River ve Kim Scott'un That Deadman Dance eserlerinin sömürgecilik sonrası eko-eleştirel okuması


Öğr. Gör. ELİF ŞAHİN

Tez Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İngiliz Dili Ve Edebiyatı A.B.D., Türkiye

Tez Danışmanı: İmren Yelmiş

Tezin Onay Tarihi: 2021

Tezin Dili: İngilizce

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu tez, Kate Grenville’in The Secret River (2005) ve Kim Scott’un That Deadman Dance (2010) eserlerini sömürgecilik dönemi sonrası eko-eleştirel teori kapsamında inceleyerek İngiliz sömürgeciliğinin koloni topraklarının ve yerlilerin üzerindeki yıkıcı etkilerini tartışmayı amaçlamaktadır. Sömürgecilik zihniyetinin insan merkezci söylemleri, kolonilerin sosyal, kültürel ve ekonomik kontrolünü sağlamakla kalmamış, aynı zamanda onların doğal çevrelerinde de hüküm sürmüş ve ekosistemlerini tahrip etmiştir. İnsanlığın üstünlüğünü savunarak doğayı ‘ötekileştirme’ eğilimi olan insan merkezcilik, sömürgecilerin ekonomik kârı için doğanın manipülasyonunu meşrulaştırmıştır. Bununla ilişkin olarak, sömürgecilik dönemi sonrası eko-eleştirel teori, Avrupa sömürgeciliğinin ve insan merkezci söylemlerin beyaz olmayan insanlar ve onların doğal çevreleri üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, yerleşimci bir sömürge olan Avustralya, bu konuyla ilgili oldukça güçlü bilgiler sağlamaktadır. Hem Avustralya toprakları hem de oranın yerlileri olan Aborijinler insan merkezci söylemlere ve sömürgeci ideolojilere amansızca maruz kalmışlardır. The Secret River ve That Deadman Dance romanları, İngiliz yerleşimcilerin ekonomik kâr arzularından dolayı doğaya yapılan insan kaynaklı zararları vurgulamaktadır. Kate Grenville, bir beyaz Avustralyalı olarak, Avustralya tarihinin yerleşimci tarafını ve atalarının ideolojilerindeki hataları yansıtmıştır. Kim Scott ise, bir Noongar Aborijin olarak, sömürgecilik tarihinin Aborijin tarafını vurgulamıştır. Bu romanların yazarlarının soyları birbirinden farklı olmasına rağmen, değindikleri ana konular birbirine benzemektedir. İki eserde de beyaz yerleşimcilerin avlanarak, ormanları yok ederek, toprağa yabancı tohumlar ekerek, tarım yaparak, bulaşıcı hastalıklar yayarak ve kendi ekonomik ve politik çıkarlarını gözeterek nasıl biyolojik ve ekolojik olarak yayıldıkları, Avustralya doğasının düzenini nasıl bozdukları ve bunun sonucunda da doğanın ve yerlilerin nasıl ‘ötekileştirildiği’ vurgulanmaktadır.