2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi


Arş. Gör. MUHAMMED ENES BAŞAK

Tez Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku, Türkiye

Tez Danışmanı: İsmail Yazıcıoğlu

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

Toplanma hakkı, demokratik katılımın vazgeçilmezi olarak, bireylerin düşünce ve kanaatlerini kolektif bir biçimde ortaya koyabilmesini sağlamaktadır. Bu hak, Türk hukukunda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olarak yer bulmuştur. Bununla birlikte, bu hak barışçıl bir şekilde kullanılmak mecburiyetindedir. Toplanma hakkının düzenlenmesi için 1983 tarihinde 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu çıkarılmıştır. Askerî müdahale sonrasında çıkarılan bu Kanun, günümüze kadar birçok değişiklik geçirse de dönemin ruhunu hâlâ beraberinde taşımaktadır. Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Türkiye aleyhine ihlal kararları çıkmaya devam etmektedir. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda da benzer bir durum görülmektedir. Kanun'un ihlallerde oynadığı rolün ortaya konabilmesi için, maddelerin münferit bir şekilde ele alınması değil, Kanun'un bütüncül bir değerlendirmeye tâbi tutulması gerekmektedir. Zira Kanun'un birçok maddesi birbiriyle bağlantılı bir haldedir. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen iptal davalarında, taleple bağlı olduğundan, bu bağlantılı maddeleri birlikte değerlendirememektedir. Bu durum, bu hükümlerin, Anayasa'ya ve Sözleşme'ye aykırı olmadığı gibi bir algıya sebep olmaktadır. Oysa AİHM ve AYM'nin kararları incelendiğinde, ihlallerin temel sebebinin Kanun sistematiğinden kaynaklandığı, münferit olarak ihlale sebep olmayan bazı hükümlerin, diğer hükümlerle birlikte incelendiğinde ihlal kaynağı olabileceği ortaya konabilmektedir. Örneğin Kanun'un bazı maddelerinde hakkın kullanılması için şekil ve şartlar öngörülmüştür. Bunlar tek başına hakkın ihlali anlamına gelmemekte, hatta hakkın etkin kullanılması maksadını taşımaktadır. Bununla birlikte, bu şartlarda oluşan eksiklikler, Kanun'un farklı hükümleriyle birlikte incelendiğinde toplanmanın kanuna aykırı sayılması, dağıtılması ve toplanmaya katılan bireylerin yaptırıma maruz kalması gibi sonuçlara sebep olmaktadır. Oysa AİHM, barışçıl bir toplanmanın şekil ve şartlara uyulmaması sebebiyle sonlandırılmaması, bireylerin yaptırım tehdidine maruz kalmaması gerektiğini belirtmektedir. Böyle bir sonuç oluşması hâlinde, ilgili düzenlemelerin hakkın kullanılmasında caydırıcı bir etki meydana getirdiğini, yâni hakkın ihlal edildiğini ifade etmektedir. Münferit olarak incelendiğinde hakkın ihlâline sebep olmayacak hükümler, bir arada değerlendirildiğinde ihlâl kaynağı olabilmektedir. Hal böyleyken, ihlallerin önüne geçilebilmesi için Kanun'un bütünüyle yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.